ÖZEL HABER
Çığrılı Medya Grup Kuruluşudur -

TÜRK’ÜN BUZDAN HEYKELİ /SARIKAMIŞ FACİASI

Dem o dem değildir. Üç kıta yedi iklimde at koşturup hüküm süren Devle-‘i Ali Osmani’nin eski haşmeti yoktur artık. Düvel-i (İngiltere-Fransa-İtalya-Rusya) denen Avrupa’nın açgözlü canavarları sömürge peşindedirler. Ancak Almanya bu yarışta geç kalmıştır. Ve bunu bir şekilde telafi etmek istemektedir.

Murat Ergüven
Murat Ergüven
  • 06.11.2014
  • 740 kez okundu

Murat-Erguven-yaziDem o dem değildir. Üç kıta yedi iklimde at koşturup hüküm süren Devle-‘i Ali Osmani’nin eski haşmeti yoktur artık. Düvel-i (İngiltere-Fransa-İtalya-Rusya) denen Avrupa’nın açgözlü canavarları sömürge peşindedirler. Ancak Almanya bu yarışta geç kalmıştır. Ve bunu bir şekilde telafi etmek istemektedir.

Osmanlı ise o günlerde meşrutiyeti ilân etmiştir (1908). Ve İttihat Terakki iktidardadır. Onların çoğunda ise Alman hayranlığı aşk mesabesindedir. 32 yaşındaki Enver Paşa- bir ay gibi- çok kısa bir sürede yarbaylıktan (albaylık, harbiye nazırlığı ve) Başkumandanlığa yükseliverir. Artık koskoca ordu hiçbir ciddi tecrübesi olmayan bu toy delikanlının emrindedir.

  1. Dünya harbinin çıkmasıyla Almanlar Enver Paşay’la gizli bir anlaşma yapar ve Osmanlı böylece üçlü ittifaka dâhil edilir. Kasım ayında (1914) Ruslar’ın Doğu Bayezit’ten sınırımıza girmesiyle Kafkas Cephesi açılmış olur.

Tecrübeli paşalar, ağır kış şartları ve ordunun ikmalsizliğinden dolayı taarruzun bahara ertelenmesini tavsiye ederlerse de “fatihlik” sevdasında olan Enver Paşa bunu kabul etmez.

21 Aralıkta; ileride “Sarıkamış Faciası”, olarak anılacak olan o dehşet verici Sarıkamış harekâtı 120 bin civarında mehmedcikle başlar. Başlar başlamasına ama askerin sırtında yazlık elbise ve ayaklarında çarık vardır. Mühimmat yüklü gemilerimiz de Ruslar tarafından batırılmıştır.

Fakat bütün olumsuzluklara rağmen Enver Paşa fikrinden caymaz. Derhal harp planı hazırlanır. Harita üzerinde en ince detaylar dahi düşünülür; ancak adam boyu kar ve dondurucu soğuklar hiç hesaba katılmak istenmez. 21 Aralıkta başlayan aşırı soğuklar eksi 40’ları bulmakta hatta bazen daha da aşağılara düşmektedir.

İşte bu son derece ağır kış şartlarında askerlerimiz güçlükle ilerliyordu. Akşama kadar sırılsıklam olan çarıklar ise akşam ayazında dona çekip ayakları mengene gibi kavuruyordu.

Geceyi -25 derecelik dondurucu soğukta geçiren askerimiz, donmamak için devamlı hareket ediyorlardı. Bu yiğitler, saatlerce yürürken fark edemedikleri terli vücudun donmayı kolaylaştırıcı tesiriyle, tatlı bir uyuşukluk içinde donarak can veriyorlardı.

O korkunç gece ayazından ayakları donmasın diye büyük çam ağaçlarının dallarına çıkanlar dallarda öylece donakalmışlardı. Ağaç diplerinde görülenler ise şiddetli rüzgârla dallardan aşağıya düşenlerdi.

Şiddetli soğukların yanı sıra açlık da had safhadaydı. Heybe diplerinde bulabildikleri arpa kırıntıları askerlerin tek yiyeceğiydi.

  1. Kolordu tamamen yollarda donarak öldü. Allahuekber Dağları’nı aşan 10. Kolorduda 32 bin 3 yüz askerden sadece 3 bin 4 yüz civarında bir asker kalmıştı. Kalanlar ise aç, hasta ve perişandı. Düşmanın tek bir mermisine bile maruz kalmadan 15 bine yakın Mehmedcik Allahuekber Dağları’nda donarak şehid oldu.

Tarih, çatışma olmadan tümen gücündeki böyle bir kuvvetin korkunç felaketine ilk kez şahid oluyordu. Bu savaşta Osmanlı Ordusu 90 binden fazla evladını şehid verdi.

Sarıkamış artık karşıdadır. Bir avuç mehmedcik mecalsiz, dillerinde kelime-i şehadetle, Rus mevzilerinden yağmur gibi yağan kurşunları hiçe sayarak şehadete yürürler.

Kalan 75 kahramandan hedefe yalnız 18’i ulaşmıştır. Mevzilenemezler bile.. Kimi yiğitler diz çöküp nişan almışlar, tetiğe basmak üzereyken, kimisi ayakta dürbünüyle düşman mevzilerini gözetlerken, gözleri açık donakalırlar.

Sabahleyin Rus Kurmay başkanı Pietroviç, bizim cepheyi kontrol için dürbünü eline alıp bakar.. Manzara hayret vericidir. Bu hayret ve dehşet verici tablo karşısında şaşkına döner. Türkler’in askeri deha olduğunu bilmektedir. Ancak gördüklerine bir anlam veremez.

‘Bu Türkler delirmiş.. Böylesine açık hedef olunur mu? Türkler gibi asker yoktur doğrusu ama bu ne acemilik, ne akılsızlık.’ Diye haykırır.

Ancak yanlarına vardığında bu canların donakaldıklarını görünce nutku iyice tutulur. Ve derhal karargâhına bir rapor gönderir.

‘Allahuekber Dağları’ndaki Türk müfrezesini esir alamadım. Çünkü bizden çok evvel Allah’larına teslim olmuşlardı(24.12.1914). (1)

  • İbrahim Refik; Destansı Hüzün (İzmir-1994), 103-135; Ömer Faruk Yılmaz; Belgelerle Osmanlı Tarihi (İstanbul-1999), 4/371-379.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.