ÖZEL HABER
Çığrılı Medya Grup Kuruluşudur -

KAZIM ÜNLÜOL’UN KALEMİNDEN; “80’Lİ YILLAR 7”

Kazım Ünlüol
Kazım Ünlüol
  • 12.05.2021

Dolaplarda Kitaplar…

Bazı oturma odalarında kapaklı bir dolapta günlük kullanım mutfak malzemeleri çay kahve düzenekleri de yer alırdı. Bilhassa pencere önlerindeki tahta sedirlerin sert dolgulu duvar minderleri, ocak başı, sergen ve raflar gibi hemen her türlü eşyanın üzeri ev hanımlarının tentene ismini verdiği kanaviçe işli örtülerle süslenirdi. Yine bazen odadaki küçük divan üzerinde de küçük bir halı bulunurdu. Büyükçe olan oturma odasında camekânlı kütüphane dolaplarında, özel işlemeli kapaklı bez kabında Kur’an-ı Kerim, ailenin eğitim kültür durumuna bağlı ilmihal kitapları, tarihi ve dini hikâyeler, romanlar, gazeteler, dergiler, fotoğraf albümleri olurdu.  Bana ilk okuma alışkanlığımı, yol kenarında otobüslerden kaptığımız ve babamın her gün aldığı gazeteler, ecza dolabından biraz büyükçe ahşap kitap dolabındaki hikâyeler, polisiye ve tarihi romanlar sağlamıştı.

Sobaların sesi

Sürekli kullanılan oturma odalarda ve bazı yatak odalarında sobalar ve üzerinde kaynayan bakır su kazanları kışın hatta bazen yazları bile Gerede’nin vazgeçilmezleri idi.  Isınma için kullanılan ördek veya silindir sac sobalar zamanla yerini fırınlı kuzine sobalara ve tuğlalı sobalara terk etmişti. Rahmetli Belediye Başkanı Abdurrahman Şahin zamanında bu sobalarda odun ve ahşap talaşı ile ağırlıklı olarak belediyenin Zonguldak ve Karabük’ten getirdiği havayı fazla kirletmeyen Kok Kömürü yanmaktaydı. Yaylacılık yapan köylüler binek hayvanları ile getirdikleri, odun, gıcıme (kozalak), kabuk gibi yakacakları da Yeni Cami önünde satarlardı.

Kuzine sobalar evin en kullanışlı mutfak gereciydi. Isıtma ile birlikte fırında ve üstünde börek, çörek, yemek pişirme işlerini de görmekteydi. Odun veya kömür yanan haznesinin altında toplanan sıcak küllerin içinde kabuğuyla pişen patatesler, üstünde veya fırınında kavrulan kestaneler vazgeçilmez çerezlerimizdi. Sobada yanan odunların çıkardığı sese alışık tekir kedimizin sobanın yanında mırıldayarak uyuklaması, gerinip esnemesi de ayrı bir güzellikti.

Bazı evlerde kışın soğuğun girmemesi için oda kapılarına kalın deri veya kilim örtüler takılırdı. Bu örtülerin benzerlerini camilerimiz yenilenmeden önce giriş kapılarında da görüyorduk.

Düğünler, sünnet düğünleri, mevlit gibi sosyal birliktelikler, cenaze defin merasimleri de müsait olan evlerde, köçülerde (avlularda), bahçelerde yapılırdı. Sosyal yaşamla iç içe olan evlerimiz yılların yorgunluğuna, zamanın yıkıcılığına direniyordu, ama ne kadar?

Bir an için günümüze dönüyorum…

Şimdi bizler, bir virüsün oluşturduğu kısıtlı hayatımızda bayramları, akrabaların, eş dostun bir araya gelip hal hatır sordukları, helallikler diledikleri, barışın doyasıya yaşandığı anılarla hatırlayıp avunurken, satırlarımı Şarkcı İbo’nun o yıllara özlemini “Mutlu bayramlar vardı, Kimbilir nerde kaldı.” diye dile getirdiği mısralara bırakıyor, hepinize nice sağlıklı bayramlar diliyorum.

“ O çocuk yüzlü bayramlar şimdi nerdeler,

Hani nerde o ışıklar, çocuksu sevgiler,

Gitti mi yoksa yine gelir mi o günler.

Nerde kaldı masallar, sevgiler, günler.

Söylenen bütün masallara inanırdık

Onlar mı bizi kandırdı, biz mi aldandık

Bayramları bekler bayramları yaşardık

Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık

Benim balonlarım vardı

Onları kimler aldı

Mutlu bayramlar vardı

Kimbilir nerde kaldı.”

Devam edecek…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.