ÖZEL HABER
Çığrılı Medya Grup Kuruluşudur -

SAKARYA TÜRKÜSÜ NEYİ ANLATIYOR?

Genel Bilgi: Şiir 1949 yılında yazıldı. Trenle yapılan bir Ankara’dan dönüş yolculuğunda Sakarya nehrinin trenden görünümü bu şiirin yazılmasına vesile oldu. Dönem CHP’nin iktidarda olduğu dönemdir. Dindarlar baskı altındadır. Ülke ekonomik olarak ciddi bir çöküş ve yoksulluk yaşamaktadır. Şair Necip Fazıl büyük bir zihniyet değişikliği yaşamış, ülkenin “Beyaz Türkleri” tarafından zenciliğe indirgenmiş, “Büyük Şair”ken “Sabık şair”liğe, tenzil-i rütbeye maruz kalmıştır.

Mehmet Karagözoğlu
Mehmet Karagözoğlu
  • 03.01.2015
  • 34.358 kez okundu

Mehmet-Karagozoglu-yazdikGenel Bilgi: Şiir 1949 yılında yazıldı. Trenle yapılan bir Ankara’dan dönüş yolculuğunda Sakarya nehrinin trenden görünümü bu şiirin yazılmasına vesile oldu. Dönem CHP’nin iktidarda olduğu dönemdir. Dindarlar baskı altındadır. Ülke ekonomik olarak ciddi bir çöküş ve yoksulluk yaşamaktadır. Şair Necip Fazıl büyük bir zihniyet değişikliği yaşamış, ülkenin “Beyaz Türkleri” tarafından zenciliğe indirgenmiş, “Büyük Şair”ken “Sabık şair”liğe, tenzil-i rütbeye maruz kalmıştır.

Şiirin adında “türkü” kelimesi bulunmasına rağmen,  Sakarya Türküsü şiirinin nazım biçimi “türkü” değildir. Belki “destan” demek daha uygundur. Ayrıca birkaç açıdan “terkib-i bend” nazım türüne de uymaktadır. Türkü adının verilmesi, şiirin kitlelere ulaşması amacından kaynaklanmış olabilir. Bunda da başarılı olmuştur.

Şiir üslup bakımında M. Akif’in Bülbül şiiriyle benzer özellikler göstermektedir. Su istiaresi kullanması ise Fuzûlî’nin Su Kasidesi’nden etkilendiğini gösterir.(1)

Şiirin dili sadedir. Türkçe en güzel biçimiyle kullanılmıştır. Hece vezni kullanılmıştır. Millî ve manevî değerler, Türk tarihi, Müslümanların yaşadığı zulümler, aşağılanmalar Sakarya nehriyle özdeşleşerek büyük bir coşku kasırgası halinde dile getirilmiştir.

Açıklama Hakkında

Şiirin muhtevası dikkate alınarak 6 bölüm halinde açıklanması uygun görülmüştür. Açıklama öncesinde anlam problemi oluşturabilecek kelimelerin, TDK Sözlüğü esas alınarak kısa açıklamaları verilmiştir.

 I.BÖLÜM

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.

perçin: İki ya da daha çok levhayı birbirine bağlamak için geçirilen çivinin ezilerek baş durumuna getirilen ucu.

(Şiirde mecazen: Berkitmek, sağlamlaştırmak)

 

AÇIKLAMA:

Şair, Sakarya nehri ile insan arasında (kendi arasında) bir bağlantı kurmaktadır. İnsanın kıvrım kıvrım akması hayatı boyunca karşılaştığı engeller ve zorluklarla mücadelesidir. Hayatın iniş ve çıkışlarıdır. Su, sünnetullah gereği aşağı doğru akar. Şair ise misyonu gereği zor ve büyük görevlere taliptir. Bu zor görevler “yokuş” kelimesiyle anlatılmıştır. Bu görevleri yerine getirmek için yorulmak, çile çekmek işin doğası gereğidir.

“Her şey akar” ifadesi zamanın akışını simgeler. Bu zamanın akışı (yani dünya hayatı) çift kutuplu, düalist bir yapıdadır. İyi- kötü, güzel-çirkin, doğum-ölüm, sıcak-soğuk, nur-kir, kısa-uzun kavramları bu gerçeğin göstergeleridir. Bulutun gökyüzünde hareketi, nehrin yeryüzünde akışı gibi. Fakat Sakarya diğer nehirlere benzemez. Aynen Türk milletinin başka milletlere  benzememesi gibi. Sakarya bir ilâhi mucize sonucu sanki akışını değiştirmiş, yükselmektedir.  Artık Sakarya nehri, Türk milletinin bizatihi kendisidir. Dünya tarihinde, çapının ve takatinin çok üstünde ağır (kurşundan ) bir yük yüklenmiştir. Bu da bir ilâhî kader sonucudur. Burada Türk milletinin Allah’ın dilemesi ve istemesiyle “nizam-ı âlem” gibi ağır bir sorumlulukla görevlendirilmesi ifade edilmektedir. Bu görev, ancak Allah’ın yardımıyla başarılabilir, olmaz denilen işler gerçekleşebilir: (Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur.)

II.BÖLÜM

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? 
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

AÇIKLAMA:

Sakarya’nın (Türk milletinin) omzuna büyük bir görev yüklenmiştir. Bu, başarılması zor bir görevdir. Fakat bu, zor olduğu kadar şerefli, kutsal bir görevdir de. Necip Fazıl bu görevin zorluğunu kanaryanın kartalı taşıması benzetmesiyle açıklar. Bu mukaddes (kutsal) görev sonucunda dünyevî bir ödül; makam veya rütbe kazanmak yoktur. Sıkıntılar, acı veren ayrılıklar, yoksunluk ve yoksulluk vardır.

III.BÖLÜM

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

AÇIKLAMA:

kehkeşan: Samanyolu

çil çil: Yeni ve parlak

girift: Birbirine girip karışmış, girişik, çapraşık

parya: Hindistan’da yürürlükte olan “kast” sistemine göre, her türlü toplumsal haklardan yoksun bırakılan halk kesimi.

Üstad Necip Fazıl, bu bölümde Sakarya’nın şahsında Türk milletinin eski haşmetli günlerinin özlemini duyuyor. Ve şimdi çok uzaklarda, âdeta hayal ülkesinde kalan eski parlak günlerin yok oluşundan duyduğu üzüntüyü “dövünmek vakti bu an” sözüyle dile getiriyor. Çünkü dövünme eylemi, yaşanılan derin pişmanlık ve üzüntülerin sonucu gerçekleşir.

Eski, parlak günlerle beraber, o günlerde yaşayan büyük kişiler de yok olmuş, yerleri doldurulamamıştır. Yunus Emre bunlardan biridir. Her fethettiği yeri üstün mimarî eserlerle donatan; camiler, medreseler, hamamlar, külliyeler inşa eden ordu da yok olmuştur.

Bu ordunun yok olmasıyla, şairin Sakarya’nın kardeşleri olarak nitelediği Nil ve Tuna nehirleri de elden çıkmıştır. Nil, Afrika topraklarını; Tuna ise Avrupa topraklarını simgeler. Bu iki nehir geçtikleri yerlere hayat verir, bereket götürür. Buraları fetheden akıncı ruhunun da kaybolduğunu belirten şair, bu ruhun yeniden neşvünema bularak bir gün geri geleceği ümidindedir. İnşa olunan eserlerin yeniden ihya olacağını, tekbir sadâlarıyla yeniden buluşacağını ümit etmektedir. “Ne gün döner, hâlâ çarpar mı, bulur mu?” soruları, aslında bu işlerin gerçekleşeceği umudunu da ifade eder.

“Kandillere katran döktü geceler” ifadesi; parlak ve aydınlık günlerin, “gece” kelimesiyle simgelenen art niyetli kişiler tarafından yok edildiğini anlatır.

Bölümün son iki mısraında ise, yaşanılanlardan ötürü duyulan derin üzüntü dile getirilir. “Kayna kayna” ikilemesi, derin iç sıkıntısını, pişmanlığı ifade eder. Netice olarak da Türk milleti, kendi vatanında ikinci sınıf bir kitle olarak garip ve yalnız yaşama zilletine düşürülmüştür. Şairin bu teşhisinin doğruluğu, ülkemizde son 4-5 yıla kadar aynen vakiydi. Son yıllarda; milletimizin manevî değerlerini benimseyen, taşıyan kişiler ancak birinci sınıf vatandaş konumuna kavuşabilmişlerdir. Başörtüleriyle, kimlikleriyle, inançları doğrultusundaki yaşama biçimleriyle kamusal alanda özgürce yer alabilmişlerdir.

ıBÖLÜM

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

IV. AÇIKLAMA:

ifrit: Kötü ve korkunç cin.

Burada iki ayrı “hayat” kavramından söz edilmektedir. ”Hayata çattık” ifadesindeki hayat, dinî değerleri kabul etmeyen, milletin manevî değerlerini baskı altında tutarak yok etmeyi amaçlayan, gününü gün etmeyi gaye edinen hayattır. Pusu kurulan “hayat” ise, ahiret inancını sinesinde barındıran ve Türk milletinin gerçek mayasını oluşturan “hayat” anlayışıdır. Diğer bir deyişle Batıcı hayat tarzı ve Batıcılık anlayışı; millî düşüncenin oluşturduğu yerli hayat tarzına pusu kurmuştur ve onu yok etmek istemektedir.

Pusuya yatan hayat anlayışının sahiplerini şairimiz, “hayat süren leşler” olarak tanımlamaktadır. Burada da tezat sanatından faydalanılarak oluşturulan zekice ve zarif bir benzetme vardır. Bu kişiler “ölümlü yalanı” “ölümsüz gerçeğe” tercih etmişlerdir. Çünkü ahiret inançları yoktur. Hedonist zevklerin tatmini tek gayeleridir. “Leş” kelimesi, ölen hayvanların kalıntıları için kullanılır. “Hayat süren leşler” ifadesiyle şeklen canlı ama ruhen ölmüş olanlar ve sözüm ona yaşadıkları hayat anlatılmıştır. Bu kişilere “kıyamet günü ve yeniden diriliş” hatırlatılmaktadır. Bu kişilerin yaşadıkları çelişki ve akıl dışı tutumları izah etmek mümkün değildir.

V.BÖLÜM

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu’nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

AÇIKLAMA:

divane: Aklı başından gitmiş.

Şair, burada ilk iki mısrada İslâm davasının savunucusu olarak sadece kendisinin ve Anadolu’nun dejenere olmamış çocuğu olarak nitelediği Sakarya’nın kaldığını belirtiyor. Bu iki mısradaki “s” sesinin tekrarıyla, nehrin akışı esnasında çıkan ses yani su şırıltısı yansıtıldığı gibi, aynı zamanda Sakarya nehrinin kıvrım kıvrım akışı arasında bir resim (görüntü) paralelliği kurulabilir.(2)

Şair “sen ve ben” kelimeleriyle Sakarya nehriyle kendisi arasında bulduğu ortak noktaları zikretmeye devam ediyor. Bu ortak noktalar, her ikisinin de mayasında vatan ve İslâm sevgisinin oluşu, her ikisinin de çekilen büyük çileler sonucunda bu noktaya ulaşmaları, her ikisinde de hor görülmenin, dışlanmanın, ezikliğin etkilerinin görülmesidir.

Şair “Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma böyle gelmiş, bu dünya böyle gider”

mısralarıyla, bu yaşanılanların dert edinilmemesi gerektiği, bunların bir İlâhi senaryo sonucu oluşan kader çizgisinin gerekleri olduğu belirtiliyor.  Bir bakıma, şiirin son bölümünde dile getirilecek olan, Hz. Peygamberimizin çektiği sıkıntıların, onu Kılavuz belleyenlerin ortak kaderi olduğu fikrine de ön hazırlık yapılıyor.

VI.BÖLÜM

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

AÇIKLAMA:

angarya: Bir kimseye veya topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş.

Kefen ve tabut ölümü hatırlatan iki nesnedir. Aktif bir hayat sürenler için atalet (tembellik, işsizlik) ölüme denktir. “Yatak” kelimesiyle dile getirilen pasiflik, şairin ölümü demektir. Yine nehrin suyunun bir havuzda depolanması, su her ne kadar temel özelliklerini korusa da nehrin yok oluşudur.

Şair, canlı bir kimlik olarak sunduğu (teşhis sanatı) Sakarya nehri ile beraber, İslâm davası yolunda Hz. Peygamberimizin öncülüğünde yoluna, hizmetlerine devamı dilemektedir.

Üstad Necip Fazıl son iki mısrada Sakarya’nın şahsında Türk milletini yeni bir dirilişe çağırmaktadır. Bu diriliş, sadece ve sadece İslâmi değerleri ihya gayesine yönelik olacaktır. Bu hedefin dışındaki her uğraş, boş ve faydasızdır. Sürünen Sakarya’nın ayağa kalkması (tezat ve teşhis sanatı) Türk milletinin ayağa kalkmasıdır.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Atanur dedi ki:

    Sakarya şiiri(ben şiir olarak nitelendiriyorum) her zaman sevdiğim severek okuduğum okumaya doyamadığım bir şiirdir. Üsdadı rahmetle anıyorum, ne kadar gizel ve derin anlamlı yazmış. Hiç şimdiye kadar böyle açıklamalı okumamıştım. Sizinde emeğinize yüreğinize sağlık. Çok teşekkür ederim. Sizlerin sayesinde varız. Umarımki yeni nesilde bu şuuru alır ve ıyıye doğru gider. Tüm güzellikler hepimizin olsun okuyan bir toplum dileklerimle saygı ve selamlar.
    Atanur Baştuğ

  2. Recep Topçu dedi ki:

    Hocam Üstadın bu güzide şiirini şerh etmeniz çok yerinde olmuş.Elinize sağlık

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.