ÖZEL HABER
Çığrılı Medya Grup Kuruluşudur -

KAZIM ÜNLÜOL: “KAYMAK DONDURMA 1”

Kazım Ünlüol
Kazım Ünlüol
  • 04.11.2021

İÇİMİZDEN BİRİ

Yılların akıp gittiği dünyamızda çocukluk yıllarımızda duyduklarımızı, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı bazen hatırlarız. Oyunlar, çocuksu duygularımız, ilkokul yıllarımız, arkadaşlıklar,……

İşte bu unutulmayanlardan birisi de hemen her çocuğun, anne veya babasının elini, kolunu çekiştirerek almasını istediği dondurmadır. O, sütle salebin, şekerin mükemmel karışımı, bilhassa yaz günlerinin serinletici, lezzetli yiyeceği nasıl istenmez. Sokaklarda gezgin dondurmacıların bizi çağıran  sesi nasıl unutulur.

“ Kaymak dondurma!”, “Haydi Kaymak Dondurma geldi!”, “Dondurmacııı!”

“ Anne dondurmacı geldi, dondurma alalım.” “Baba dondurma ….”

Çocuklara alma bahanesiyle o günlerde bardaklara da doldurularak büyüklerin de severek yediği dondurmanın şehrimizdeki sembolleşmiş satıcılarından “Dondurmacı Nazif”i bilmeyeniniz yoktur herhalde. Geçmişte bizlere yön veren, içimizden birisi o. Hemen herkes tarafından tanınması, sevilmesi ile,  mücadele dolu yaşantısı, onurlu hayatı sanırım yine yön vermeye devam edecek  bizlere.

Demirciler Mahallesi’nde Halil Nom İlköğretim okulu kuzeyindeki caddede, üstündeki dairede ikamet ettiği dondurmacı dükkanında, bültenimiz için kendisi ile konuşma isteğimi “Olur tabi” diye gülen gözleri ile karşılıyor Dondurmacı Nazif Şengül ağabey ve Halk Eğitimi Merkezinde 2003 yılı Şubat ayının soğuk bir kış gününde çaylarımızı içerken anlatmaya başlıyor hayatını.

“1933’te Orta Mahalle Geçit Sokakta, şimdi kızımın oturduğu iki katlı evde doğdum. (Bu ahşap ev 1944 depreminden önce yapılmış) İlkokulu Misakı Milli ve Ziya Gökalp (Halil Nom) ilkokullarında okudum. 1944 depreminde okulun olduğu yerde (Halil Nom) yapılan barakalarda okuduk bir süre. O günleri hatırlıyorum. Amerika’ dan  gelen süttozu ve yiyecekleri bizlere dağıtırlardı. Yiyecek bir şeyimiz yoktu. Süt tozu bizim için lükstü. Çok zor günlerdi. Babam köylere bakır kap kalaylamaya giderdi. 1942’de Ankara’da kapıcılık yapmıştı. Ben okul zamanı dışında simit satardım. 1943’ te Gerede’ye geri döndük. 1944’te deprem oldu. 2 Şubat günü sabaha doğru, Fırtına, yer yere, gök göğe (fırtına tarifi için kullanılan bir tabir.),  her tarafta kar vardı. Her yer yıkıldı, evimiz yıkılmamıştı biz kurtulmuştuk. Çok ölen oldu.(3959 kişi – İ.T.Çakmak. Gerkav Bülteni Sayı 5) Sinema binası (Belediye Kültür Sitesi) hastane oldu. Cenazeler hamama konuldu. Çivi, cam gibi şeylerden oluşan deprem yardımları verdiler. Hep duyardık 10 kilo yerine bir kilo verdiler gibi şikâyetleri. Zenginler türedi sonraları. Çok zor günlerdi çok,

Depremden sonra,  İlkokulu bitirince, ayakkabıcı Sadık Uslu’nun yanına çırak olarak girdim. 10 sene burada çalıştım. Sanat öğrenirken de ayakkabı boyayarak para kazanırdım. Hayatı ilk tanıma zamanım olan bu yıllar bana birçok dost ve arkadaş kazandırdı ama ekonomik yönden sadece günlük yaşamayı öğrenebilmiştim. Aslında o yıllarda bu da bizim için yeterli idi. Kalenderlik bizlere her şeyi öğretti.  Mesela yol parası diye, 6 lira olan bir vergiyi veremediği için babam cezaevine girmiş, ben bir seferinde başkasından borç alarak ödemiştim.”

Devam edecek…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.