ÖZEL HABER
Çığrılı Medya Grup Kuruluşudur -

RAMAZAN NELERİ DEĞİŞTİRİR

Ramazan Özdeğirmenci
Ramazan Özdeğirmenci
  • 27.07.2013
  • 550 kez okundu

Dünden devam…

Son bir ay içerisinde kiralık ev arayıp tutma meseleleriyle hemhâl olan bir kişiyi kafamda örneklendirdim; yaşanmış ve bana anlatılan olayları harmanladım bunun bana çağrıştırdığı farklı boyutları sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayısını hatırlayamayacağım pek çok ev dolaştım ve ev sahipleriyle görüştüm. Dikkatimi çeken ilk husus, insanımızın kul hakkı anlayışının ve buna bağlı olarak birbirlerine olan güvenlerinin inanılmaz derecede yaralanmış olmasıydı. Ev sahiplerinin son derece tedirgin olması, Başlarına gelen ya da çevrelerinden duydukları deneyimler havsalaları zorluyordu. Kiracıların eve verdikleri akıl almaz zararlar, insanımızın ne derece özünden ve islâmî kimliğinden uzaklaştığının acı göstergeleriydi. Bir ev sahibi aynen şunları söyledi: Bu evi kendim oturmak için özene bezene yaptırmıştım. Fakat kiraya vermem icâb etti. Artık bu evdeki her şeyi gözden çıkarmak zorundayım. Gözden çıkarmak; yani insanlığın hatırı sayılır yüzdesine güveni kaybetmek… Ecdadımızdan, düşmanlarına bile parmak ısırtan Osmanlı toplumundan bugüne, bozulan ve zedelenen değerlerimizin bir yönü bu. Kul hakkı için kalbi titreyen, hayvanı komşusunun bahçesine girdi diye değişim müddetince sütünü komşusuna veren nesil nerede?.. Evin parkelerinin üzerinde sigara söndüren, savaştan çıkmışçasına tahrip etmeyi vicdanına sığdıran nesil nerede?…Evi tutarken evliya olan hacı amca olan ev sahibi birden tam terse dönmüş evine zarar verildiği için konuşan amca gevezenin teki oluyor.

Evi tutarken imzalanan kontrat da beni farklı boyutlara götürdü… Aldığımız emanetin vasıflarını bozmadan teslim edemezsek… Sıfır olarak teslim edilmiş şeylerse özellikle belirtilmişti. Ya bizim sahip olduğumuz diğer sayısız emânetler? Rabbimiz bize hepsini tertemiz vermiş; yani sıfır olarak… Kalbimiz, zihnimiz, midemiz, diğer âzâlarımız, evlâtlarımız ve hayatımız meselâ… Mükellef oluncaya kadar günahsız olan hayâtımız… Diğer emânetler de, Rabbimizin kendisini temsil edecek halifesine, esma’ül-hüsnâsını en güzel bir şekilde yansıtabilecek kapasiteye sahip olarak donatılmış.

Peki bizler bu emânetlerin “emânet”(Ahzab,Haşr süresi) vasfını ne kadar sıklıkla hatırlayabiliyor, tertemiz muhafaza edebilmek için ne kadar özen gösterebiliyoruz? Ya bu emânetleri amacından saptırdığımız derecede zarar görecek olan ebedî yurdumuzun endişesi ne kadar yer ediyor gönlümüzde?yakan yıkan tahrib eden kamu mallarını zarara uğratan Ve bize müsahhar kılınan muhteşem kâinâtın yegâne sahibinin rızâsına muhâlif adım atmaktan ne derece çekiniyoruz hayat rotamızı belirlerken?

Kirâcılığımız boyunca, yüzümüz kara çıkmasın diye, çıkarken ev sahibine göstereceğimiz evi elimizden geldiğince muhâfaza ediyoruz. Ya dilimizin susup azalarımızın konuşturulacağı günün bilinci,(Yasin,Fussilet,Nur Surelerindeki konu ile alakalı ayetler) hayat maratonundaki hareketlerimizde ne kadar belirleyici rol oynuyor?

Bir diğer boyut da kiracı olarak oturduğumuz eve bakış açımız; emanet gözüyle bakmaktan kendimizi alıkoyamayışımız. Sahiplenemiyoruz…. Kendi evimiz diye kalıcı düşünemiyoruz kendimizi… Bir misafire benziyoruz. Sahip olacağımız ev süslüyor hayallerimizi… Halbuki sahibi olunan evler de birer misafirhâne değil mi?(Hadid,Rum süreleri) Hani bir adam, bir evin önünde oturan çocuğa “şu misâfirhânede birkaç gün kalabilir miyim?” diye soruyor da; çocuk da orasının bir misafirhâne değil kendi evleri olduğunu söylüyor. Adam da çocuğa evin kimden kaldığını soruyor. “Dedemden” cevabını alınca ona kimden kaldığını soruyor. “Ona da babasından” cevabından sonra; öyleyse bu ev misafirhane değil de nedir? Diyerek çekip gider,

“Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sâhibi?

Malda yalan, mülk de yalan; var biraz da sen oyalan!…” mısraları olsun, hep bile geldiğimiz şeyler. Ama yine de öylesine hummâlı bir telâş içerisine giriyoruz ki, çoğu zaman; fâni dediğimiz dünyaya bâkiymiş muâmelesi yapıyor;(Rahman,Ankebut,Nisa süreleri) uğruna kardeşliklerin, dostlukların tehlikeye düştüğü bir mevkiye yerleştiriyoruz… Ebedî yurdumuzun ve mevkîmizin hayâlini kurup konsantre olmaya, buna göre hayatımızı yönlendirip seviye yükseltmeye ise adeta fırsat bulamıyoruz (!)…

Rabbimiz çevremizdeki sinema perdesi misâli tüm varlıklara, orada tecellî eden görüntüleri ve ardındaki hikmetleri görmeye çalışarak bakmayı nasip etsin. Cümle emânetlerin hesâbını yüz akıyla verenlerden eylesin. Âmin…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.