Yargıtay Üyesi, Geredeli hemşehrimiz Hakim Mehmet Yılmaz, deprem yargılamalarına ilişkin yaptığı konuşmada, adaletin sorumluluğuna ve yargının rolüne dikkat çekti. Deprem dosyalarının sadece hukuki değil, toplumsal bir sorumluluk taşıdığını vurguladı.
Konuşmasına, geçmişte yaşanan büyük depremleri hatırlatarak başlayan Geredeli Yılmaz, 17 Ağustos, 12 Kasım, 30 Ekim, 6 Şubat ve 23 Ekim tarihlerinin milletin hafızasında derin izler bıraktığını ifade etti. Bu depremlerde yalnızca binaların değil, umutların da yıkıldığını belirtti.
Depremin bir doğa olayı olduğunu ancak felaketin boyutunun çoğu zaman insan ihmaliyle büyüdüğünü dile getiren Yılmaz, sıkça dile getirilen “deprem öldürmez, çürük bina öldürür” sözünün artık bir slogan değil, yargının önündeki temel bir hukuk sorusu olduğunu söyledi.
“Biz Doğayı Değil, Kusuru Yargılıyoruz”
Yargı mensuplarının doğayı değil, insan kusurunu yargıladığını vurgulayan Yılmaz, deprem dosyalarının sıradan davalar olmadığını belirtti. Bu dosyaların toplumun adalet inancını doğrudan etkilediğini ifade ederek, hakimliğin “acı ile hukuk arasında doğru dengeyi kurma sanatı” olduğunu söyledi.
Bilirkişi Raporlarına Dikkat Çekti
Deprem davalarında teknik ve hukuki hakikatin buluşturulmasının en büyük zorluklardan biri olduğunu belirten Yılmaz, bilirkişi raporlarının önemine değindi. Ancak hükmü kuranın hakim olduğunu hatırlatarak, en uzun değil, en denetlenebilir raporun esas alınması gerektiğini ifade etti.
Raporlar arasındaki çelişkilerin kararın sağlamlığını ve adalet duygusunu zedeleyebileceğini kaydeden Yılmaz, teknik verilerin açık ve somut şekilde ortaya konulmasının önemine dikkat çekti.
Sorumluluk Zinciri Vurgusu
Deprem yıkımlarının çoğu zaman tek bir kişiden değil, bir sorumluluk zincirinden kaynaklandığını belirten Yılmaz; şantiye şefleri, proje müellifleri, yapı denetim kuruluşları ve ruhsat süreçlerinde görev alanların sorumluluğunun titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Hukuk günah keçisi aramaz, kusuru yerli yerine koyar” anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Suç Vasıfları ve İlliyet Bağı
Deprem davalarında basit taksir, bilinçli taksir ve olası kast ayrımının somut delillerle yapılması gerektiğini belirten Yılmaz, duygularla değil delillerle karar verilmesinin önemine dikkat çekti.
Savunmalarda sıkça dile getirilen “deprem çok şiddetliydi” argümanına da değinen Yılmaz, asıl sorunun “Bina mevzuata uygun yapılsaydı yine çöker miydi?” sorusu olduğunu ifade etti.
Usul, Delil ve Makul Süre Uyarısı
Enkaz kaldırma sürecinde delillerin korunmasının hayati önemde olduğunu belirten Yılmaz, numunelerden projelere kadar tüm belgelerin titizlikle muhafaza edilmesi gerektiğini söyledi.
Tutuklulukta ölçülülük ve somut risk değerlendirmesinin önemine değinen Yılmaz, makul sürenin yalnızca sanık için değil, mağdurlar için de bir hak olduğunu ifade etti.
İstinafın Rolü ve Adaletin Birliği
İstinaf mahkemelerinin yalnızca denetim mercii değil, uygulama birliğini sağlayan önemli bir merkez olduğunu vurgulayan Yılmaz, benzer olaylarda benzer ölçütlerin uygulanmasının adalet duygusunu güçlendireceğini belirtti.
Konuşmasının sonunda denetimin önemine dikkat çeken Yılmaz, denetim zayıfladığında suistimalin büyüdüğünü ve bunun ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Deprem yargılamalarının yalnızca geçmişin hesabı olmadığını belirten Yılmaz, hakkaniyetli ve sağlam gerekçelerle verilen kararların gelecekte daha güvenli yapılar için temel oluşturacağını söyledi.
Konuşmasını meslektaşlarına teşekkür ederek ve çalışmaların hayırlı sonuçlar vermesini dileyerek tamamladı.
(Haber Merkezi)


















