ÖZEL HABER
Çığrılı Medya Grup Kuruluşudur -

KAZIM ÜNLÜOL’UN KALEMİNDEN “80’Lİ YILLAR 1”

Kazım Ünlüol
Kazım Ünlüol
  • 31.03.2021

Geçen haftalarda Gerede Medyatakip Gazetemizde 7 bölümlük “Kısa Bir Gerede Hikayesi” dizi yazımdan sonra dostların devam isteği ile 80’li yıllar yazımı sizlerle paylaşıyorum. Umarım sizi sıkmam. Hatalar için affınıza sığınıyorum.

Gerkav Dergisinde birkaç yıl önce 80’li yıllar adıyla bir bölümü yayımlanan ve sadece o yıllarda kullandığımız ev eşyalarını anlatmaya çalıştığım bu yazı dizisinde, hafızam canlandıkça ve arkadaşların hatırlatmalarıyla da bazen daha önceki yıllarla da bağlantılar kurma ve yaşadığımız yer ve sosyal yaşam tarzımızla da ilişkilendirme ihtiyacını duydum.  60’lı, 70’li yıllardan da hatırladıklarımla konular içi içe girip karmaşalar oluşabiliyor.  Ama bu, sanırım o yılları yaşayanların anılarını da canlandırarak olayların ilişkisini sağlayacaktır.

Her şey çok güzel, tertemizdi.

Güllerin dikenleri vardı, ama biz

Gül seviyorduk…

1970’li yıllarda merkez nüfusu 7500 kadar olan bir kasaba görünümündeki Gerede’nin tabii yapısını tekrar anlatmayacağım, ama bende hemen “Her şey çok güzel, tertemizdi” ibaresi uyanıyor. O günden bugüne çok şey değişti. Bu ibare yaşadığımız evlerimizde de sanırım bizlere aynı şeyleri hatırlatacaktır.

Mahallemiz, sokağımız, evlerimiz.

Çoğumuzun çocukluğu aralarında Dayıoğlu Deresi olan Demirciler, Orta, Kabiller, Kitirler ve Seviller mahallelerinde geçmiştir.  Bu iç içe yerleşik alanda Binektaşı (Esentepe yol ayırımı) ile Tabakhaneler arasında yürüyerek on beş-yirmi dakikada ve yine Esentepe eteğinden E5 karayoluna, Orman İşletmesi mevkiine bir o kadar zamanda yürüyerek ulaşabilirdiniz. 80’li yıllarda bu yerleşime Yeni Mahalle ve Dayıoğlu Mahallesi dâhil olmaya başladı.

60’lı – 70’li yıllarda hemen hepsi bir, iki veya üç katlı içten merdivenli, bahçesinde erikler, armutlar, güller olan, bazılarının penceresi cumbalı ahşap evlerimiz vardı. Yine çoğunda, mutfak odasındaki bacalı ocak başında yanan ateşte sacayağı üzerinde çorba pişer, süt kaynar, demir sacda gözleme, bazlama yapılırdı.  Bahçenin bir köşesinde bulunan fırında pişirilen esmer buğday ekmeğinin buram buram kokusu sokakta yayılırdı. Bir diğer köşesindeki ahırda bir iki İnek, kuzular, tavuklar, akbaş köpeğimiz vardı ve odada, içinde çıtır çıtır odun yanan, üzerinde kestane kavrulup su böreği yapılan ördek sobanın kenarında miskin miskin uyuklayan tekir kedimiz. Bir de babamla beraber bile üstüne binmekten korktuğum, o zaman bana dev gibi görünen ve büyükbabam öldüğü gün bahçede ayakları ile yerleri kazıyıp ağlar gibi sesler çıkaran bir atımız vardı.

Sergeninde yeşil sabunların kurutulduğu odun yanan ocak başı, yerini zamanla önce pompalı gaz ocaklarına, sonra Hot isimli daha modern fitilli gaz ocaklarına terk etti. 70’li yılların başlarında evlere giren ve adı hala Aygaz olarak bilinen likit petrol gazlı tüplü ocaklar evin en önemli eşyası idi. Yiyecekler serin kilerde, tel dolaplarında dururdu. Panayırdan alınan kışlık bir iki çuval kuru soğan iyice kurutularak serince bir yerde, yine bir iki çuval patates odunluk veya kilerde üzeri bir kapakla kapatılmış toprak kuyuda saklanırdı. Yemekler günlük tüketilirdi, her evde kavurma, kıyma tekerleri, kilerlerde veya mutfak bölümlerinde iplerle duvara veya tavana asılı olurdu. Süzme Torba yoğurtlu pide ve kavrulmuş kıymayla fırınlarda yaptırılan kapalı kıymalı pide, yayık tereyağı, kahvaltıların ve Esentepe’nin vazgeçilmezleri arasındaydı. Yine o yıllarda tahta veya bakır tepside yer sofrasında, tek kapta yenilen yemekler, bazı ailelerde ayrı tabaklarda yenmeye başlamıştı. Ayrı tabaklar bireysel yaşamın da ilk habercisi mi idi? Ataerkil aileler yerini çekirdek aileye mi terk ediyordu?

Kadınlar, dere denilen mahalle çamaşırhanesinde nöbetleşe çamaşır yıkadıktan veya kazanlarda bulgur kaynatıp, nişasta yaptıktan, tahta tablalarda yufka açıp, makarna kestikten, tarhana döktükten, üzüm yaprağı salamurası, kışlık turşu yapıp, konserve kaynattıktan, inekleri olanlar yayık dövüp tereyağı, torba yoğurdu yaptıktan sonra yine birlikte sokakta ev önlerini süpürür, çıkrık veya kecerede burarak sardıkları yün iplerden çoraplar, kazaklar örer, elbise yamar, dikerlerdi. Varlıklı ailelerdeki gelinlerin, ev hanımlarının en kıymetli eşyalarından birisi de kollu veya ayaklı dikiş makineleri idi. Kadınlar arasında ev işlerini yapmada iyi bir dayanışma vardı. Birinin evinde bulunan bir eşya herkesin ortak malı gibiydi.

Devam edecek…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Ahmet Tınmaz dedi ki:

    Öğrenenlerin dramı ağır oluyor,siz gene devam ediniz.Bu gurbette teselli edip,dengemiz sağlamış oluyor,gönlünüze ve kaleminize sağlık üstadım.Selamlar olsun.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.